Rus Hibrit Savaş Anlayışı: Yeni Nesil Savaş

0
427

2014 yılında Ukrayna’da yaşanan kriz sonrasında “hibrit savaş” hem akademide hem de basında fazlasıyla yer almaya başlayan bir kavramdır. Günümüzde de halen sıklıkla tartışılan bu kavram, farklı ülke ve kültürlerde değişik anlamlara gelir. Özellikle stratejik kültür ve düşünme şekilleri yüzünden ortaya çıkan bu farklar, Robert Batthurst’e göre ülkelerin ‘monokronik’ ve ‘polikronik’ stratejik yaklaşımları yüzünden farklı tanımların ortaya çıkmasına yol açmaktadır [1] Robert B. Bathurst, Intelligence and the Mirror: On Creating an Enemy, 1993. Monokronik ülkeler problemleri teker teker ve statik bir planlama ile çözmeye çalışırken, polikronik ülkeler problemlere daha bütünsel bir açıdan yaklaşıp, daha dinamik bir anlayışla çözmeyi hedefler. Batthurst’e göre Avrupa ülkeleri ve ABD monokronik stratejik kültüre sahipken, Rusya ve Çin gibi ülkeler polikronik stratejik kültüre sahiptir [2] Robert B. Bathurst, Intelligence and the Mirror: On Creating an Enemy, 1993.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve özellikle nükleer silahların yaygınlaşmasıyla, savaşın karakterinde önemli değişiklikler meydana gelmeye başladı. Bu değişiklikler, özellikle Batı’daki savaş kavramını muğlaklaştırırken, yeni kavramların ortaya atılmasını zorunlu hale getiriyor. Prusyalı düşünür ve general Carl von Clausewitz’in ortaya koyduğu savaş tanımı, politik bir amaç uğruna karşılıklı şiddet kullanımını tarif eder [3]Carl von Clausewitz, Vom Kriege. Clausewitz, içinde bulunduğu “muharebe odaklı” dönemi ve bu dönemin savaş anlayışını çok iyi tanımlıyor fakat yaptığı tanım günümüzde bazı açılardan eksik kalıyor. Bu tanımdaki şiddet kavramının gerekliliği ve şiddetin uygulayıcısının büyük oranda düzenli ordu olması, 21. yüzyılda bu tanımın revize edilmesini veyahut yeni kavramların ortaya çıkarılmasını zorunlu kılıyor.  Bu yüzden özellikle Avrupa ve Amerika’da yeni kavramlar ortaya çıkmaya başladı. General André Beaufre’un “Barış Savaşı” [4]André Beaufre, Introduction à la stratégie, 1963, William Lind’in “Dördüncü Nesil Savaş” [5]William Lind, The Changing Face of War: Into the Fourth Generation, 1989, David Kilcullen’ın “Liminal Savaş” [6]David Kilcullen, The Dragons and the Snakes: How the Rest Learned to Fight Rest, 2020 teorilerinin hepsinin çıkış noktası aynı: Savaşın değişen karakteri, Clausewitz’in yaptığı savaş tanımının kapsama alanı dışına çıktı.

Her ne kadar pek çok teori ortaya atılmış olsa da, Batı’da en çok kabul gören tanım Frank Hofman’ın ortaya attığı “Hibrit Savaş” tanımı. Hofman’a göre “hibrit savaş,” düzenli ve düzensiz kuvvetlerle birlikte terör ve suç faaliyetlerinin de tek bir amaç uğrunda kullanılmasıdır [7]Frank Hoffman, Conflict in the 21st Century: The Rise of Hybrid War, 2007. Hofman’ın tanımının en çok kabul gören tanım olmasının sebebi, diğer tanımlara nazaran daha sade ve anlaşılır olmasının yanı sıra, operatif seviyede kendisini sınırlandırarak net bir çerçeveye oturmasıdır. Hofman’ın tanımındaki bütün unsurların şiddet uygulayan unsurlar olduğu göz önünde bulundurulursa, Batı’daki  hibritliği teşkil eden unsurların hepsi “şiddet” çerçevesi içerisinde sınırlı kalmaktadır. Bu yüzden RAND, 2014’te Kırım’ın ilhakı ile sonuçlanan krizi “hibrit savaş” tanımı altına almamıştır çünkü Hofman’ın orijinal tanımı, şiddet içermeyen unsurların kullanımını içermez.

Ne var ki Batı’nın şiddet temelli anlayışına karşı Doğu’da çok daha farklı bir hibrit savaş anlaşılıyor. Batı’daki şiddet unsurlarına ek olarak şiddet içermeyen diğer unsurların da kokteyle katılması, savaşı hibrit yapıyor. Bu farklılık özellikle Qiao ve Wang’ın 90’lı yılların sonunda kaleme aldığı “Sınırsız Savaş” kitabında göze çarpar ve Çinlilerin, savaşın tanımını Batılılara göre çok farklı anladığını ortaya koyar [8]Qiao ve Wang, Unrestricted Warfare, 1999. Qiao ve Wang’a göre tarihte gerçekleşmiş ve gelecekte gerçekleşecek her savaş, şiddet içeren ve içermeyen faktörlerin bir arada bulunduğu bir kokteyldir. Bu kokteylin içeriği, savaşın karakterine göre zaman zaman farklı oranlarda olabilir, fakat hiç değişmeyen yanı, iki unsuru da her zaman içinde barındırmasıdır. Zaten stratejik anlayışları Sun Zı gibi düşünürlere dayandığından dolayı, ortaya konulan yeni anlayışların da aynı doğrultuda olması sürpriz değildir. Nitekim Sun Zı’nın en büyük nasihatlarından biri, en değerli zaferin savaşılmadan kazanılan zafer olduğudur, bu paradoksal ilişki günümüzde de kendisini Çin’de hakim olarak gösterir.

Rusya’da ise Çin ve Batı anlayışlarının biraz daha ara noktasını gözlemlemek mümkündür. Her ne kadar şiddet içermeyen unsurlar “çok önemli” olarak adlandırılsa da, şiddet unsurlarının gerekliliği Rus general ve düşünürler tarafından belirtilir ve ön planda tutulur. Bu noktada yapılması gereken önemli bir ayrım vardır. Rusya’da savaşın hibritliği konusunda iki ana düşünce söz konusudur. Birincisi, “gibridnaya voyna” yani mot-a-mot çevirisiyle “hibrit savaş”, ikincisi ise “Yeni Nesil Savaş” tanımlarıdır.

Ofer Fridman’ın belirttiği gibi “gibridnaya voyna” tanımı Batı’nın yaptığı “hibrit savaş” tanımından oldukça farklı ve tarihsel olarak da daha köklüdür [9]Ofer Fridman, Russian “Hybrid Warfare”: Resurgence and Politicization, 2018. Fridman, Rus hibrit savaşının babası olarak Evgeny Messner’i işaret eder ve yaptığı “myatezhne voyna” tanımını Rus hibrit savaş anlayışının ilk hali olarak gösterir. Messner’in tanımı, 20. yüzyıl ve sonrasında şiddet unsurlarını kullanmadan, halk üzerinde ideolojik, ahlaki, ekonomik, politik gibi şiddet içermeyen unsurları kullanarak, bir ülkenin savaşma kapasitesini sıfırlamak ve savaşmadan o ülkeyi yenmek üzerine kuruludur. Bugünkü Rus hibrit savaş anlayışı, yani “gibridnaya voyna” tamamıyla Messner’in teorisinin geliştirilmesiyle ortaya çıkar.

Bu anlayış özellikle gelişen teknolojiyle birlikte, bilgi manipülasyonu ve dezenformasyonun etkisinin artmasıyla ve Igor Panarin ve Aleksandr Dugin gibi düşünürlerin yazdıklarının da etkisiyle Rusya’da iyice saygıdeğer bir konuma yerleşti. Panarin ve Dugin gibi pek çok düşünürün vardığı ortak sonuç, Sovyetler birliğinin hibrit bir savaş sonucunda yıkıldığını düşünmeleri. Nitekim bugün Rusya’daki hakim görüş, Soğuk Savaş’ın bir kurşun bile atılmadan kaybedilmesinin sebebini, Batı’nın gerçekleştirdiği “hibrit savaş” olarak görmekte. Varılan bu sonuç, “hibrit savaş” tanımını oldukça politik bir retorik haline sokmakta ve Rus halkı üzerinde etkisini korumakta.

“Yeni Nesil Savaş” ise Rus “hibrit savaş” tanımına göre önemli bir farklılık içeriyor. Bu farklılık, ağırlıklı olarak şiddet içermeyen unsurların kullanıldığı “gibridnaya voyna” anlayışının üzerine konumlandırılan ve savaşın sonucunu belirleyen şiddet unsurlarının denkleme eklenmesidir. Her ne kadar “Yeni Nesil Savaş” üzerine Sergey Chekinov ve Sergey Bogdanov gibi askerler önemli makaleler yazmış ve tanımı zenginleştirmiş olsa da, kavramın popülerleşmesini sağlayan Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un bu konu üzerine yazdığı kısa fakat aynı zamanda oldukça anlaşılır bir makale oldu.

Gerasimov’un makalesinde altı çizilen en önemli noktalardan biri artık şiddet içermeyen unsurların etkisinin şiddet içeren unsurların etkisini geçtiği tespitidir. Yeni Nesil Savaş anlayşında önemli bir “hazırlık aşaması” vardır ve bu aşamada ideolojik, ahlaki, ekonomik, politik unsurların yardımıyla, şiddet içeren yolların daha rahat kullanılması amaçlanır. Şiddet içermeyen unsurların dahil olmadığı bir müdahale Gerasimov’a göre başarı sağlayamaz. Dolayısıyla herhangi bir müdahale öncesinde şiddet içermeyen unsurlarla geniş ve kapsayıcı bir hazırlık yapılmalıdır. Gerasimov’un önceki düşünürlerden ayrıldığı nokta ise, şiddet içermeyen unsurların asla nihai sonucu getiremeyeceği, dolayısıyla krizin durumu müsait olduğunda kullanılacak şiddet unsurlarının gerçek başarıyı getireceği noktasıdır. Ukrayna’daki krizde, bahsedilen bu anlayış rahatça gözlemlenebilir. “Küçük yeşil adamlar” her ne kadar tek bir kurşun atmamış olsa bile, şiddet unsuru olarak sahada etkinliğini göstermiş, Kırım’ın ilhakına giden sürecin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Doğu Ukrayna’da aynı başarı sağlanamamış olsa da, kullanılan Rus yanlısı milis kuvvetler ve üniformasız Rus askerleri aynı fonksiyonu yerine getirmiştir. Buna ek olarak Rus ordusunun Ukrayna sınırında yaptığı geniş tatbikatlar, orduyu “oyalayıcı-yanıltıcı” bir faktör olarak oyuna dahil etmiş, Ukrayna’yı ve NATO’yu sanki bir işgal olacakmış endişesiyle meşgul etmiştir.

Diğer bir önemli nokta, gelişen teknoloji ile birlikte, birliklerin komutasının daha kolaylaştığı, daha küçük ve mobil birliklerin sahada büyük ve hantal birliklere göre daha etkili olduğudur. Gerasimov’a göre artık strateji-operasyon-taktik arasındaki denge ve ayrım muğlaklaşmış, taktik birlikler stratejik sonuçları kolayca elde edebilir hale gelmiştir. Bu noktada Gerasimov’un bahsettiği, teknolojinin ortaya çıkardığı “Askeri İşlerde Devrim” (RMA) değil, sadece organizasyonel etkinliği arttıran bir değişikliktir. Gerasimov, küçük birliklerin ancak ve ancak şiddet içermeyen unsurlar ile karıldığında sonuç getireceğinin de altını çizer.

Gerasimov’un bahsettiği en önemli husus ise makalesinin sonunda Aleksandr Svechin’den yaptığı alıntıda belirtilir. Svechin, her savaşın kendi mantığı ve şartları olduğundan dolayı her savaşın kendi stratejisinin oluşturulması gerektiğinden bahseder. Strateji oluşturulurken asla önceki olaylardan ve savaşlardan ortaya konulmuş bir anlayıştan etkilenmemeli, dinamik bir strateji üretimi üzerine yoğunlaşılmalıdır. Gerasimov, Svechin’in söylediklerinin günümüzde halen geçerliliğini koruduğunu ve dolayısıyla günümüzdeki “hibrit savaşlarda” askeri ve sivil karar vericilerin her savaş için, o savaşın şartlarına göre bir strateji üretmesi gerektiğinin altını çizer. İşte tam bu noktada anlaşılması gereken konu, Rusların statik tanım ve anlayışlardan ziyade, dinamik anlayışları parlattığıdır. Ve tam da bu sebepten dolayı Rusya’nın Ukrayna’da ortaya koyduğu strateji, operasyon ve taktikler, Suriye’de veya diğer coğrafyalarda uyguladıklarıyla birebir örtüşmemekte. Kısacası, şu anki Rus karar vericilerin kafalarında sabit bir oyun planı yoktur, ön kabuller yapmadan, çok detaylı planlar oluşturmadan, dinamik bir okumayla başarıyı elde etmeye çalışırlar.

Günümüzde savaşın içine siber ve uzay gibi yeni boyutların eklenmesi ve mevcut boyutların da giderek daha karmaşık hale gelmesi, dinamik strateji üretimini zorunlu kılmaktadır. Hangi ülke statik stratejiler ile, tabiri caiz ise “gümüş kurşunla” krizleri çözmeye çalışırsa, o ülke maça 1-0 geride başlar. Aslında strateji zaten dinamik bir yapıya sahiptir fakat özellikle son yıllarda stratejiyi “aşırı planlama” olarak algılama problemi kendisini sıklıkla gösteriyor.

Her ne kadar modern savaşlar kökten farklılıklar içermese de, artık daha değişik ve geliştirilmiş yaklaşımlar gerektiriyor. Bu doğrultuda şunu söylemek mümkün: Günümüzdeki bazı savaşların sonucunu büyük oranda şiddet içermeyen unsurlar belirliyor ve karar vericilerin, her problemi duvara çakılacak çivi olarak görmemesi gerekiyor. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda görülen “muharebe odaklı” savaş anlayışının değişmesi ve şiddet içermeyen unsurların da etkin olarak kullanılması hayati önem taşıyor.

 

 

 

References

1, 2 Robert B. Bathurst, Intelligence and the Mirror: On Creating an Enemy, 1993
3Carl von Clausewitz, Vom Kriege
4André Beaufre, Introduction à la stratégie, 1963
5William Lind, The Changing Face of War: Into the Fourth Generation, 1989
6David Kilcullen, The Dragons and the Snakes: How the Rest Learned to Fight Rest, 2020
7Frank Hoffman, Conflict in the 21st Century: The Rise of Hybrid War, 2007
8Qiao ve Wang, Unrestricted Warfare, 1999
9Ofer Fridman, Russian “Hybrid Warfare”: Resurgence and Politicization, 2018