Giriş

Savaş, altı en fazla boşaltılan, anlamsızlaştırılan, neredeyse her köşede konuşulan kavramlardan birisidir çünkü nedense insanlar bu eylemi “cool” görür. Kavramın anlaşılmadan, akademi başta olmak üzere farklı entelektüel alanlarda kullanılması, savaş kavramının anlaşılmasını iyice güçleştiriyor, bu da politik karar alıcı ve ordu mensuplarının kafasını gereksiz yere karıştırıyor. Savaş ile kavramsal olarak ilgilenmeye başladığım 2018 yılında, savaş kavramının çerçevelenip, statik bir hale sokulması hiç hoşuma gitmiyordu. Özellikle Doğu Asya’ya atfedilen “her şey savaştır” anlayışı kafama yatmıştı ve savaşın içindeki veya savaşa araçsal anlamda muadil olan her unsuru, savaş kavramının içini doldurmak için kullanıyordum. Dolayısıyla ekonomik unsurlardan malumat unsurlarına neredeyse her unsurun “savaşını” konuşmaya başlamıştım. Fakat çok geçmeden savaşın, her alanın nitelediği ve kolaylıkla kendi alanına uygun şekilde isim tamlamasına sokulmasının ne kadar zararlı olduğunu fark ettim ve savaşı kavramsal olarak irdeleyen yapıtları daha “doğru” okumaya başladım. Nitekim savaş her kaba giren bir sıvı haline geldiğinde anlamını yitirmeye başlamış, her şeyin savaş olduğu bir ortamda hiç bir şey savaş olamamaya başlamıştı.

Savaşın ne olduğunu anlamak için kavramsal bir arayışa girmek, savaşın doğasının, yani değişmezlerinin ne olduğunu anlamak, neyin savaş olduğunu neyin olmadığını anlamak için iyi bir başlangıç noktasıydı. Bu noktada pek çok okuyucunun aklına getireceği gibi çapa noktam Carl von Clausewitz oldu çünkü kendisi savaşı felsefi ve kavramsal olarak derinlemesine ve disiplinli şekilde inceleyen ilk kişiydi. Aynı zamanda, yaptığı soyutlama günümüzdeki ve geçmişteki savaş fenomenini açıklayabildiği yani pratik alanda da karşılığı olduğu için hayli değerliydi.

Savaşın Değişmeyen Doğası

Savaşın ne olduğunu anlatmak için 3-5 tane farklı düşünürden 10 tane cümle paylaşmayacağım. Nitekim savaşı anlamak aslında çok basit fakat basiti yapmak kolay değil, yani 10 tane referansı birleştirerek, savaşın ne olduğunu idrak edemezsiniz. Bu noktada Clausewitz’ten başka bir düşünüre ihtiyacımız olduğunu düşünmüyor fakat kendisinin klişe laflarını fütursuzca kullanmak yerine tek bir anlayışının düzgün bir şekilde kavranması gerektiğini düşünüyorum.

Prusyalının savaşın doğası ile ilgili düşüncelerine geçmeden önce, bir “şeyin” doğasından kastın ne olduğunun altını çizmek istiyorum. Bir şeyin doğası, kökü itibarıyla o şeyin doğumundan gelen ve o şeyi tanımlayan özelliklerdir. Dolayısıyla bir şeyin doğal özelliklerinin kaybolması, o şeyin artık başka bir şey olduğu anlamına gelebilir.

Her ne kadar bir mühendis örneği gibi gözükecek olsa da ve somut bir örnek olduğu için soyutlaştırmayla alakalı gibi gözükmese de, doğrultusu açısından okuyucuya keskin bir örnek vermek istiyorum. Dinozorların değişen “doğası” göz önüne alındığında ve günümüzde evrimin dinazorları getirdiği noktanın tavuklar olduğu düşünüldüğünde[1], tavuklara dinozor denemeyeceği, yani doğası önemli ölçüde değişen türlerin artık başka adlandırmaya ihtiyaç duyduğu aşikardır.[2] Savaş kavramının tavuklaştırılmaması gerekir.

Eğer savaşın doğası yeteri kadar değişirse, savaş savaş olmaktan çıkıp başka bir kavrama dönüşme ihtiyacına girer. Dolayısıyla savaşın doğası değişebilir fakat kavramın kendi varlığı açısından değişemez. Ve bu noktada savaşın değişmezlerinin yani doğasının ne olduğunu iyi belirlemek gerekir. Nitekim tartışmanın başında yapacağımız basit saptamalar, bütün savaş anlayışımızı etkileyecektir.

Clausewitz’in savaşı tanımlamasına bakarsak, savaşın doğasında üç unsur olduğunu görürüz. Bu üç unsurdan birinci ve en önemlisi şiddet, ikincisi şiddetin örgütlü olması ve üçüncüsü bu örgütlü şiddetin, politik bir irade tarafından bir amaca yönlendirilmesidir. Yani şiddet, diğer iki unsurun da temelidir ve eğer savaşın doğasını oluşturan unsurları bir hiyerarşi içine sokarsak, en tepede olanıdır.

Şiddet, Prusyalı’nın eserinde “Gewalt” kelimesi ile karşılanır. Almancadaki kullanımı hem Türkçedeki şiddet kelimesini hem de iktidar kelimesini karşılar.[3] Bu haliyle, savaştaki yaptırım kuvvetinin fiziksel şiddet[4] temelli olduğunu anlamak fazlasıyla kolay olduğu için ekstra bir açıklamaya girişmeyeceğim. Fiziksel şiddetin olmadığı bir savaş düşünülemez. Bu noktaya bir sonraki kısımda daha yoğun bir şekilde temas edeceğimizden dolayı şimdilik burada bırakıyorum.

Örgütlü şiddet, Clausewitz bağlamında net bir şekilde ordu unsurlarını işaret eder. Şiddet tek başına savaş kavramsallaştırması için yeterli değildir, nitekim iki kişi arasında çıkan bir kavga da şiddetle çözülebilir fakat bu eyleme savaş denemez. Her ne kadar Savaş Üzerine eserinde savaşı ve düelloya benzetse de, bu benzetme eserin en başında yer alır ve savaş kavramını geliştirmeden önce karşımıza çıkar. Basit haliyle “iki iradenin karşılaşması” sembolü olarak kullanılmıştır.

Politik irade ise Prusyalının kullanımıyla devletleri kast eder. Yapıtın yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu kavramsallaştırma doğrudur fakat kişisel görüşüm bu kavramsallaştırmaya ek olarak, kurumsal-örgütsel amacı olan her tip iradenin, politik sayılabileceği yönündedir. Şayet bir örgüt, politik bir amaç doğrultusunda, farklı kuvvet unsurlarını tek bir doğrultuda kullanabiliyorsa, bu örgüte politik irade denilebilir. Bu unsur genellikle her türlü üst düzey çatışmanın ve savaşın içinde bulunur.

Bu üç unsuru birleştirerek kurduğumuz savaş kavramsallaştırması bize esnek fakat aynı zamanda derli toplu bir kavram sunar. Savaşın karakteriyle harmanlandığında, güncel savaş fenomenini açıklamayı kolaylaştırır, savaş olmayan diğer mücadele tiplerini ise ayırabilmemizi sağlar. Nitekim en çok karışan durumlardan biri çatışma-savaş karışıklığıdır.

Savaş, çatışma yöntemlerinden sadece biridir. Genel kanı, çatışmayı savaşın bir alt katmanı gibi görmek olsa da, benim kavramsallaştırmamda çatışma savaşın üzerinde yer alıyor. Rekabet içinde olan en az iki iradenin birbirlerine kendi iradelerini kabul ettirmeye çalıştıkları an, çatışma başlar. Bu çatışma, farklı yollarla çözülebilir. Savaş, bu yollardan sadece bir tanesidir:

Şekilde göstermeye çalıştığım üzere, farklı çatışmalar, farklı yollarla çözülebilir. Yakın tarih örneklerinden ilerlersek, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde Çekoslovakya ile yaşadığı Sudetenland krizi, diplomatik yollarla çözülmüştür. Çatışma, savaşa gerek duymadan sonlandırılmış, iki iradeden biri kırılmış ve Almanya’nın dediği olmuştur.

Savaşsız çatışma çözümlerine ikinci ve son bir örnek olarak ise ekonomik yaptırımları ve destekleri verebiliriz. Örneğin Rusya-Ukrayna Savaşı’nın alevlendiği 2022 yılından sonra Başta ABD olmak üzere Batı Bloğu, kendi iradesini Ukrayna üzerinden Rusya’ya kabullendirmek için, Ukrayna’yı ekonomik ve askeri (malzeme yardımı ekonomik sayılabilir) şekilde desteklerken, Rusya’yı güçsüzleştirmek ve barışa zorlamak adına ekonomik yaptırımlara başlamıştır. ABD, savaşa direkt dahil olmadan, iradesini ekonomik unsurlar ile göstermiş, ABD, Rusya ile olan ve bazı uzmanlara göre Soğuk Savaş’tan bu yana süren çatışmasını savaşsız olarak sürdürmeye devam etmiştir ve halen etmektedir.

 

Savaşsız Savaşlar

Savaşın çatışma yöntemlerinden sadece biri olduğunun altını çizdikten sonra, şunu kolaylıkla söyleyebiliriz ki, diğer çatışma yöntemleri savaşın alt dalları değil, muadilleridir. Çatışma yöntemleri, politik iradenin isteği doğrultusunda, kendi doğalarına, karakterlerine, gramerlerine ve mantıklarına uygun olarak yol alır.

Yazının başında da belirttiğim gibi, günümüzde pek çok terim, savaş kavramına eklemlenerek sanki savaşmış gibi lanse ediliyor, kavrama uygun düşmeyen şekillerde kullanılıyor. Bu örneklerin hepsinin eleştirisine girmem, bültenin kelime sayısını aşacağından, şimdilik sadece üç ana örnekle yetineceğim. Bunlar günümüzde sıkça karşımıza çıkan ve yanlış kullanılan, en kritik örneklerdir.

Bunlardan birincisi bir önceki kısımda da bahsettiğim “Ekonomik Savaş” ya da doğru kullanımıyla ekonomik mücadeledir. Tarihin farklı dönemlerinde karşımıza çıksa da, özellikle küresel ekonominin gelişmesi-büyümesi ve birbirine bağımlığına, 1945 sonrası jus contra bellum anlayışı ve savaşın adeta yasaklanmasını eklersek, ekonomik müdahale ve yaptırımları daha sık gördüğümüz bir dünyayı gözlemleriz. Bir önceki bölümde bahsi geçen Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya Batı bloğunun yaptığı müdahale, güzel ve net bir örnektir. Bu ekonomik unsurların başarılı olup olmaması bir kenara dursun, bu unsurların içerisinde dolaysız hiç bir şiddet veya şiddet hali bulunmaz. Dolayısıyla ekonomik müdahalelerle yapılan mücadelenin savaş olarak adlandırılması, kavramsal olarak saçmadır.

İkinci örnek “Bilgi Savaşı” kullanımıdır. Tanım sadece savaş kavramının yanlış kullanımına değil aynı zamanda “information” kelimesinin yanlış çevirisiyle “bilgi” olarak kullanımına sahiptir. “Information” kelimesinin doğru çevrimi “malumat” olacaktır çünkü malumat tıpkı information gibi “belirli duyular ile edinilen veri” anlamına gelmektedir. Bilgi ise ingilizcedeki “knowledge” veya Fransızcadaki “connaissance” kelimesi ile eşleşmekte yani “doğrulanmış malumat” anlamına gelmektedir. Bilgi, yanlış olamaz fakat malumat sıklıkla yanlıştır. Bunu belirttikten sonra “malumat savaşı” kullanımının yanlışlığına geçebiliriz.

“Malumat Savaşı” tanımının hatalı olmasındaki sebep, ekonomik savaş tanımıyla aynıdır: Şiddetin olmadığı bir savaş düşünülemez. Özellikle sosyal medyanın toplumu tarafından daha fazla kullanılmaya başladığı dönemlerden itibaren, malumat operasyonları sıklıkla konuşulmaya başlamıştır. Bu mücadelelerin sonuç alıp-alamaması bir kenara dursun, toplumun en olmadık kesimleri bile sosyal medya trollerinin hışmına uğramakta, sosyal medya manipülasyonlarına maruz kalmaktadır.

Bu çalışma boyunca yaptığımız gibi kategorik olarak baktığımızda, bu operasyonların belirli bir merkezden yönetildiğini varsayıp, politik iradenin amacının, sosyal medyada güdüldüğünü söyleyebiliriz. Yine aynı şekilde bu mücadelenin örgütlü bir şekilde yapıldığını varsayabilir[5], yaptığımız kavramsallaştırmanın şiddet hariç bütün unsurlarını, malumat mücadelesi içinde görebiliriz lakin şiddet, yazının başında da belirttiğimiz gibi savaş kavramsallaştırmasındaki hiyerarşinin en tepesinde yer alır.

Siber Savaş tanımı diğer iki eleştirdiğimiz tanımdan farklı olarak zaman zaman fiziksel zararla sonuçlanan operasyonlar ile şiddete sahipmiş gibi gözükebilir. Bu örneklerden en önemlisi, herkesin bildiği, klişe, Stuxnet saldırısıdır. Olay tam olarak incelendiğinde[6], bu olayın savaştan ziyade bir sabotaj eylemi olduğu anlaşılır. Evet, iki ülke arasında yeni bir tip mücadele yöntemidir, dijital olarak sürdürülmüştür, önce zaman kaybına yol açmıştır ve anlaşılması uzun sürmüştür fakat eylem, nihayetinde fiziksel zarara yol açan bir saldırıdan-sabotajdan ibarettir. Eğer bu tarz eylemleri, savaş kategorisinde inceleyecek olursak, başta terör eylemleri olmak üzere, pek çok sabotaj ve bombalama eylemi, savaş kavramına dahil edilmek durumunda kalır.

Diğer siber saldırılara baktığımızda ise, genellikle şiddetle bağdaşmayan espiyonaj eylemleri, hack ve propaganda gibi yöntemler göze çarparken, dolaylı yoldan şiddete yol açabilen DDoS saldırıları gibi eylemleri gözlemleriz. Bu yöntemlerin hiçbiri, savaş adı ile anılamayacak eylemlerdir. Çeşitli şekillerde sistemlerde aksama, olağan hayatı sekteye uğratma gibi yanları olsa da, bu tip eylemlerin en fazla “saldırı” şeklinde tanımlamak doğru olur.

Gelelim savaş kavramsallaştırmasının en yanlış yapıldığı noktaya: Hibrit Savaş. Savaş, zafere ulaştırılması açısından hibrit öğelerden yararlanan bir fenomendir. Yani savaşın kazanılması için farklı unsurlar, tarihin farklı dönemlerinde farklı şekillerde örgütlü şiddet unsurlarına destek amaçlı kullanılmıştır.[7] Hoffman’ın yaptığı kavramsallaştırmayı gereksiz gören pek çok uzman[8] olsa da, tanımın Türkiye’de çok yoğun bir şekilde kullanılması, moda haline sokulması dolayısıyla bu yazıya dahil etmeyi doğru buldum.

Aslında tanımın Hoffman tarafından yapılan orijinal hali savaş kavramıyla çelişmez çünkü tanımın içine dahil ettiği dört unsur (nizami, gayrınizami, terör ve örgütlü suç unsurları)[9] örgütlü şiddet unsurudur fakat 2012-2013 yıllarında Ukrayna Savaşı’nda olanlar ve Gerasimov’un meşhur makalesi sonrası Hibrit Savaş tanımı kendisini kaybetmiştir. Tanımın içine sokulan her türlü kinetik olmayan ve şiddet içermeyen unsur, tanımı savaştan ziyade başka bir yere itmiştir. Göçten, su kaynaklarına, edebi eserlerin yasaklanmasından, ekonomik unsulara kadar her mücadele unsuru “Hibrit Savaş” tanımı içerisine dahil edilmiştir. Evet, bu unsurlar çatışmanın çözümü için kullanılan yöntemlerdir fakat savaşın içerisine dahil edilemez.

Bir önceki kısımda yapılan kavramsallaştırma göz önüne alındığında, aslında hibrit olan savaşın kendisi değil, çatışmanın kendisidir. Savaşın başka mücadele yöntemleriyle besleniyor, destekleniyor olması, savaşın kendisinin hibrit olduğu anlamına gelmez. Nitekim eğer malumat ve ekonomik unsurlar gibi şiddet içermeyen unsurları, savaş kavramının içine sokmaya ve güncel savaş fenomenini tanımlamak için kullanırsak hata yapmış oluruz. Şiddet, yazıda daha önce defalarca belirtildiği gibi savaşın doğasını oluşturan öğelerin en tepesinde yer alır. Doğru kavramsallaştırma “Hibrit Çatışma” ve bu kavramın farklı olasılıklarda, değişik karakterlere bürünebilen fenomenidir.

Ele aldığımız üç yanlış savaş tanımlamasında da ortak nokta şiddetin yapılan tanımların içinde yer almamasıdır. Zaten yazının ana fikrini de bu hata oluşturmaktadır. Şiddetin yer almadığı her tanım, aslında çatışma türleri olarak, politikanın kullanmayı seçtiği unsurlar olarak karşımıza çıkar. Tıpkı savaşın politika tercihlerinden biri olması gibi,[10] ekonomik, malumat ve diğer hibrit unsurlar da bir politika tercihidir ve çatışmayı çözmek için kullanılır.

Son olarak warfare kelimesinin Türk akademisinde yarattığı kafa karışıklığına değinmek istiyorum. Nitekim basit bir ek, Türk akademisinin kafasını fazlasıyla gereksiz yere karıştırmış durumda. İngilizcede diğer pek çok dilde olmayan fakat savaş kavramından ayrı çok güzel bir kelime mevcut: Warfare. “Fare” eki genellikle bir kavramın yapılış şeklini veya halini işaret eden, hayli kullanışlı bir ek kelime. Fakat bu kullanım esnekliği, Türkçe ve Fransızca gibi bu eke sahip olmayan dillerde kafa karışıklığına yol açıyor.

Türkçe özelinde, “Hybrid Warfare”, “Information Warfare” gibi kullanımların “Hibrit Savaş”[11] ve “Malumat Savaşı” gibi çevrilmesi, savaş kavramının yaşadığı azizliklerden bir diğeri. Nitekim savaşın yapma şekli/hali ile savaş kavramının arasında ciddi bir farklılık var. Sanırım bu farkı bilen kişiler bile, tanımların iki kelimeden üç-dört kelimeye çıkması dolayısıyla kolaya kaçıyor ve Warfare ve War kelimelerini Türkçede tek bir kelime olarak kullanıyor.

Türkçe, yapısı itibarıyla Hint-Avrupa dillerinden ayrılır. Dolayısıyla, Warfare kelimesinin mot-a-mot çevirisini doğru bulmuyorum. Bunun yerine, doğru yorumlanarak yapılmış isim tamlamaları, çeşitli savaş hallerinin Türkçeye düzgün aktarılmasını sağlar. Bu bölümde bahsi geçen üç savaş şeklinin çevirileri alttaki gibi yapılabilir:

Malumat Savaşı -> Malumat Unsurlarının Savaşta Kullanımı

Ekonomik Savaş -> Ekonomik Mücadele

Hibrit Savaş -> Hibrit Çatışma

Sonuç Yerine

Değerli bir akademisyenin “savaş kavramı” ile ilgili verdiği bir konuşma sonrası ilk gelen sorulardan biri “Peki bu kavramsallaştırma sahada bizim ne işimize yarayacak?” tarzı bir soru olmuştu. Okuduğunuz bu yazı muhtemelen bazı kişilerin kafasında aynı soruya yol açmıştır. İlk bakışta “Hibrit Savaş” ve “Hibrit Çatışma” arasındaki fark, İngilizcedeki potato-patato farkı gibi gelebilir

Bu tarz kavramsallaştırmaların yapılma nedeni, sahadaki çıktılarının ne olacağı hesabı değildir. Bir kavramı doğru anlamak, farklı kişilere farklı getirilerde bulunabilir fakat bu getirilerin ne olacağı, kavramsallaştırmayı yapan kişiyi enterese etmez. Anlamak, başlı başına bir amaçtır ve kavramsallaştırmanın amacının, anlamak olması gerekir. Doğru kullanım, anlamanın göstergesi ve fikri bir inşanın sağlam temelidir. Agamben’in dediği gibi, bir şeyi ilk yapacak olmak, aynı zamanda buyurmak demektir. Yani düzgün kavramsallaştırma, yanlış kavramı kenara itecek, kavramın liderliğini tutarlı kavramsallaştırmayı yapana verecektir.

Öte yandan, savaş kavramının düzgün anlaşılmaması ve önümüze gelen her mücadele tipine savaşı yapıştırmak, savaşı sıradanlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Her yerde savaş gören toplum, savaşın ne kadar vahim ve şiddet dolu bir fenomen olduğunu kaçırır. Bu yazıya dahil etmediğim pek çok yanlış kullanım, günlük hayatta bile karşımıza çıkar: hukuk savaşı, hastalıklarla savaş, uyuşturucuyla savaş. Bu eylemler her ne kadar mecazi olarak savaş kavramıyla birlikte kullanılıyor olsalar da adları savaşla kaynaştırılmamalıdır. Savaşın bu kadar sık ve her yerde kullanımı, savaşı sıradanlaştırır, kabul edilebilir hale gelir. Gerçek savaşın olmadığı yerde, barış olamaz, bir yere varılamaz.

[1] John M., Asara, Mary H. Schweitzer, Lisa M. Freimark, Matthew Phillips ve Lewis C. Cantley, “Protein Sequences

from Mastodon and Tyrannosaurus Rex Revealed by Mass Spectrometry”, Science, Cilt 316, Sayı 5822, 2007,

280-285. Mary H. Schweitzer, Wenxia Zheng, et al,  “Biomolecular

Characterization and Protein Sequences of the Campanian Hadrosaur B. Canadensis”, Science, Cilt 324, Sayı 5927,

2009, 626-631.

[2] Yazının amacı dinazor-tavuk evrimi tartışması olmadığı ve benim uzmanlık alanım bu konu olmadığı için örneği fazla ciddiye almamak gerekir. Akademik bir makale formatında bu örneği kullanmazdım nitekim referans gösterdiğim çalışmaların yanlış olduğunu iddia eden makaleler de mevcut ve ben bu tartışmayı yorumlayacak uzmanlığa sahip değilim.

[3] Şiddet, iktidar, kuvvet ve kudret kavramsallaştırması için: Ertan Kardeş, Şiddet ve Politika, (İstanbul: Vakıfbank Yayınları, 2022).

[4] Belirtmek gerekir ki, sözün ortaya çıkartabileceği şiddet, savaş bağlamında anlamsızdır. Savaş, tarafların birbirlerine açık bir şekilde fiziksel şiddet uyguladıkları bir fenomendir.

[5] Örnek olarak Rusya’nın uzun süre dezenformasyon operasyonlarını yöneten Internet Research Agency verilebilir.

[6] David Kushner, “The Real Story of Stuxnet”, IEEE Spectrum, https://spectrum.ieee.org/the-real-story-of-stuxnet (Erişim Tarihi: 20.02.2024).

[7] Williamson Murray ve Peter R. Mansoor, Hybrid Warfare Fighting Complex Opponents From The Ancient World To The Present, (New York: Cambridge University Press, 2012).

[8] Hibrit Savaş şekillerinin tarih boyu var olduğu argümanı için: Murray ve Mansoor,  Age. Hibrit Savaş tanımının gereksiz olduğu argümanı için: Stephen D. Biddle, Nonstate Warfare: The Military Methods of Guerillas, Warlords, And Militias, (Princeton: Princeton University Press, 2022), 292.

[9] Frank G. Hoffman, Conflict in the 21th Century: The Rise of Hybrid Wars, (Virginia: Potomac Institute for Policy Studies, 2007).

[10] Carl von Clausewitz, Michael Howard ve Peter Paret, On War, (Princeton, NJ.: Princeton University. 1976), 605.

[11] Tanımı yapan Hoffman’ın “Hybrid Wars” kullanımı vardır. Fakat makale düzgün okunduğunda, Hoffman’ın orijinal tanımının, savaş kavramsallaştırmasıyla fazla ayrışmadığı gözükür. Problem, Hoffman’ın orijinal tanımının zaman içerisinde eğilip-bükülüp, savaş kavramsallaştırmasının dışına düşmesidir. Bu çelişkili unsurlar halen “Hybrid Warfare” tanımına uyar fakat “Hybrid War” tanımına uymaz.