Bosna ve Hersek’te Sivil-Asker İş Birliği

0
116

Bosna’da yaşanan savaş yaklaşık dört yıl sürmüş ve Avrupa tarihinde utanç verici bir iz bırakmıştır. Savaş, Kasım 1995’te Dayton-Ohio’da yapılan görüşmelerde hazırlanan ve Dayton Anlaşması olarak da bilinen Barış İçin Genel Çerçeve Antlaşması (GFAP) ile sonlandırılmıştır. NATO misyonunun özellikle 1995-1999 arasında Bosna ve Hersek’te icra edilen bölümü SAİ açısından oldukça fazla önem arz etmektedir.

Bu dönemde silahlı çatışmaların, siyasetin, insani meselelerin ve organizasyonların geri dönülemez bir şekilde değiştiği gözlemlenmiştir. Sivil organizasyonlar için yeni roller ve sorumluluklar ortaya çıkmış ve asıl zorluk askeri ve askeri olmayan aktörler ve faaliyetler arasında eşgüdüm ve iş birliği olarak belirmiştir. Bu zorluk ilk olarak Implementtaion Force (IFOR) konuşlanması sırasında ortaya çıkmıştır. Küresel güvenliğin garantörü olarak görülen askeri güçler, bu örgütlerle çalışma yollarını aramaya başlamışlardır.

SAİ Faaliyetleri

1990’ların ortası-2001 arasındaki dönemde dünya genelinde krizler ve silahlı çatışma bölgelerinde yer alan Hükümet Dışı Organizasyonların (HDO) sayısının 29.000 civarında olduğu tahmin ediliyordu. Bu gelişmeye paralel olarak Bosna’daki savaşın başlangıcından itibaren BM, UNHCR, BAB, AGİT, ICRC gibi uluslararası kuruluşlar, Dünya Bankası ve IMF gibi donör organizasyonlar ve yüzlerce HDO bölgede temel insani yardım faaliyetlerine başladı. Bosna ve Hersek’i tanıyan ülkelerden otuz dördü insani yardım faaliyetleri yürüttü ve hepsi de HDO’lar aracılığıyla yardım sağladı. Söz konusu devletler çatışmalara taraf olmak istemedikleri için bir siyasi boşluk yarattılar ve doğal olarak bu boşluğu HDO’lar doldurdu. Bu siyasi boşluk ve devlet finansmanı kısa sürede HDO sayısında artışa neden oldu. HDO’lar tarafından yürütülen faaliyetler arasında, gıda, barınma ve sağlık desteği gibi acil insani ihtiyaçların yanı sıra mülteciler ve yerlerinden edilmiş kişilere yönelik yardım faaliyetleri de vardı. Rakamlar tam olarak bilinmemekle birlikte, IFOR güçlerinin Bosna ve Hersek’e konuşlandırılması sırasında harekât alanında 530 civarında örgütün çalışmakta olduğu belirtilmektedir. HDO’ların askerlerden önce sahada varlık göstermesinin en önemli sebebi daha önce Ruanda gibi yerlerde çatışmaların sona ermesini bekleyip barış gücü birlikleriyle alana girmelerinin ardından felaketin sonuçları ile karşılaşma tecrübesinden kaynaklanmaktadır.

Altyapı faaliyetlerinin birçoğu HDO’lar aracılığıyla yürütülmüştür. 1996 yılı itibarıyla 230 milyon dolarlık kaynak, altyapı faaliyetlerinde kullanılmak üzere HDO’lara aktarılmıştır. Ancak sonraki iki yıl içinde mültecilerin dönüşü ile ihtiyaç artmış ve HDO’lara aktarılan miktar 520 milyon dolara ulaşmıştır.

Bu arada HDO’lar faaliyetlerini yerine getiririken pek çok sorunla karşılaştı. Her şeyden önce, Bosna ve Hersek’teki arazi çok engebeli ve sınırlı bir ulaşıma izin veriyordu. Genel olarak, yollar zaten yetersizdi ve geri kalanlar kapatıldı veya tahrip edildi ve ikincil yollar mayın riski altındaydı. Ayrıca görevin başlangıcında özellikle yağmaya karşı güvenlik ihtiyacı vardı. Bosna’daki savaşan taraflar henüz silahlarını bırakmamışlardı. Ayrıca terörizm, organize ve adi suçlar yaygındı. HDO’lar istemeseler de askerlerle çalışmak zorunda kaldılar fakat askerler bu duruma hazırlıklı değildi.

Hem halk hem de yukarda anılan sivil aktörler ile irtibat tesis etmek, Antlaşma ile verilen görevleri yerine getirmek ve yerine getirilmesini desteklemek üzere bu sivillerle eşgüdüm ve iş birliği sağlamak için bir SAİ planı, SAİ konusunda eğitilmiş personel ve uygun şekilde teçhiz edilmiş birim/birlikler gerekiyordu. NATO çerçevesinde Soğuk Savaş boyunca SAİ kavramı olmasına rağmen aktif olarak kullanılmamıştı ve yapısı bu harekât için uygun değildi. Bu tür bir harekata yönelik olarak eğitilmiş ve tecrübe sahibi NATO personeli ve ilgili bir doktrin veya rehberlik olmadığından, başlarda SAİ faaliyetleri esas olarak ABD Sivil İşler (Civil Affairs) personeli tarafından icra edildi ve bu faaliyetleri ABD Sivil İşler doktrini ve uygulamalarına göre yürüttüler. Bu yüzden Bosna ve Hersek’te icra edilen ve SAİ çerçevesinde değerlendirilen faaliyetler İkinci Dünya Savaşı sırasında elde edilen tecrübelere dayanıyordu. Ayrıca ABD askerlerine zayiat verilmemesi konusunda kesin talimat verildiğinden SAİ faaliyetleri kuvvet koruma ilkeleri çerçevesinde icra ediliyor ve halkın güveni kazanılmaya çalışılıyordu. Sivil İşler personelinin bu anlayıştan uzaklaşarak Dayton Antlaşmasının sivil görevlerini desteklemek için faaliyetler yürütebilmesi için 18 ay gibi bir süre geçmesi gerekmiştir.

NATO çerçevesinde bir SAİ doktrini, ilgili SAİ eğitimlerinin verilmesi ve uygun teşkilatlanmaya geçilmesi ise 1997 yılından itibaren gerçekleşmiştir. Yine bu dönemde SHAPE Karargahında SAİ birimi teşkil edilmiştir. Kosova Savaşının başlamasıyla dikkatlerin Bosna’dan Kosova’ya kaydığı 1999 yılına kadar geçen sürede SAİ unsurları, altyapının yeniden inşası, polisin eğitimi ve tüm harekât alanındaki yerinden edilmiş kişiler ve mülteciler konusunda kuruluşlarla birlikte çalışmıştır. SAİ tarafından yürütülen veya SAİ aracılığıyla icra edilen faaliyetler şu başlıklar altında toplanabilir:

  • Enerji Temini (Elektrik, Kömür ve Doğal Gaz),
  • Yol ve Köprülerin Bakım ve Onarımı,
  • Haberleşme,
  • Su Temini,
  • Hukuk ve Mülkiyet Hakları ve
  • Mülteciler ve Yerinden Edilmiş Kişilere Yönelik Faaliyetler.

Bu çerçevede NATO’ya bağlı unsurlar tarafından;

  • Bosna ve Hersek’teki yolların yüzde 50’den fazlasını onarılmış ve ulaşıma açılmıştır,
  • Ülkeyi Hırvatistan’a bağlayanlar da dahil olmak üzere 60’tan fazla köprü yeniden inşa edilmiş veya onarılmıştır.
  • Demiryollarının mayından arındırılması ve onarımında destek verilmiş ve havalimanlarının sivil trafiğe açılması sağlanmıştır.
  • SAİ, ülkenin büyük bir bölümünde izleme faaliyetleri gerçekleştirerek ve bu faaliyetlerde ilgili kişilerle bir araya gelerek ihtiyaçların belirlenmesinde önemli rol almıştır.
  • SAİ birimleri sivil örgütlerin faaliyetlerini kolaylaştırmak ve koordine etmek için yerel makamlarla birlikte çalışmıştır.
  • SAİ birimlerinin katkısıyla Acil Durum Kurtarma Programı (Emergency Recovery Program – ERP) tarafından tahsis edilen kredilere yönelik projeler analiz edilmiş ve SAİ birimleri programı sürdürmek için yerel halkı eğitmiştir.
  • SAİ birimleri, sivil nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için sivil toplum kuruluşlarının yüzlerce ton gıda ve diğer malzemeleri nakletme taleplerini koordine etmiştir.
  • SAİ birimleri diğer NATO unsurlarının Bosna’da uzun vadeli barışı tesis etme çabalarında Yüksek Temsilcilik Ofisi (Office of High Representative – OHR), Uluslararası Polis Görev Gücü (International Police Task Force – IPTF), Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Komitesi (ICRC), BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UN High Commissioner for Refugees – UNHCR), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve yaklaşık 400 sivil toplum örgütü ile ilişki kurmasına, eşgüdüm sağlamasına ve işbirliği yapmasına katkı sağlamıştır.

Değerlendirmeler ve Sonuç

Harekatın başında planlama grubunda sivil çevre ile ilgili elde edilen bilgileri bir format dahilinde değerlendirecek ve görevleri belirleyecek bir yapı yoktu. IFOR konuşlandığı sırada NATO karargahında sadece bir SAİ subayı vardı. Planlama aksaklıkları, askerlerin yeni dünya düzenini ve yeni savaşı uygun şekilde değerlendirememesinden de kaynaklanıyordu. Soğuk Savaş koşullarına göre eğitilen ve daha çok stratejik seviye planlaması ile uğraşan askerler, yeni durumda, operasyonel ve taktik seviyelerde planlama yapmakta güçlük çekiyorlardı. Bu planlama eksikliği, harekât alanının çok çeşitli sivilleri ihtiva ettiği gerçeğinin gözden kaçırılmasına yol açtı. Askerler sahip oldukları kaynaklarla risk ve tehditlere odaklanarak plan yapmışlardı ve harekât alanının sivil katmanı o dönemde önceliklerden biri değildi.

Geç bir SAİ tanımı ve eğitimleri olmasına rağmen gerek üst düzeyde tesis edilen irtibat ve ilişkiler gerekse taktik seviyede icra edilen faaliyetler bütüncül bir bakış açısının ve detaylı bir planlamanın sonucu değildi. Dayton Antlaşmasında belirlenen sivil ve askeri görevlerin yerine getirilmesi için siviller ve askerler arasında siyasi düzeyde bir koordinasyon mekanizması da bulunmuyordu. Bosna ve Hersek’te sivil ve askeri çabaların gerekliliği düşünüldüğünde, böyle bir mekanizmanın tepeden aşağıya doğru düzgün belirlenmemiş olması çok önemli bir eksiklikti.

Siyasi düzeyde siviller, kısa vadede seçimlerin yapılması, hükümetin bir an önce ülke genelinde sivil yetkililere bırakılması, uzun vadeli projelerin geliştirilmesi gibi siyasi süreçlerle ilgilendiler. Bununla ilgili faaliyetleri Yüksek Temsilcilik Ofisi koordine ederken, faaliyetlerin insani boyutu UNHCR’a bırakıldı. Askerler de en çok bu boyutla ilgilendiler. Komutanlar genellikle SAİ’nin rolü ve önemi hakkında temel bir anlayışa sahip değillerdi. SAİ çoğu zaman doğrudan insani yardım faaliyetlerinin aracı kimi zaman Psikolojik Harekatın ya da Bilgi Harekatının destekleyicisi kimi zaman da istihbarat faaliyetlerinin bilgi kaynağı olarak görülüyordu. Bosna’da neredeyse katılım sağlayan ülke sayısı kadar SAİ yaklaşımının ortaya çıktığı ileri sürülmektedir.

Başlangıçta, SAİ faaliyetleri ABD Sivil İşleri tarafından gerçekleştirildiği ifade edilmişti. Sivil İşler faaliyetlerinin temel amacı kuvvet koruma ve halktan bilgi elde etme amacıyla sivil-asker faaliyetleri icra etmekti. Bu yüzden halkın kazanılması amaçlanmış, bu çerçevede insani yardım faaliyetleri icra edilmiştir. Bu durum diğer ordular tarafından uygun SAİ uygulamaları olarak kabul edilmiştir.

Önceki dönemlerde, harekat bölgesindeki siviller yerel nüfusa atıfta bulunuyordu. Bosna’da sivil kavramı, bu nüfusun yanı sıra uluslararası sivil toplum ve hükümet kuruluşlarını, yerel yönetimleri ve bağışçıları da içeriyordu. Onlarla iletişim kurmak askerler için yeni bir durumdu. Soğuk Savaş sonrası dönemde hem sayı hem de görev olarak çok çeşitli olan bu örgütlerin imkânları, kabiliyetleri, uzmanlık alanları ve kaynakları askerler tarafından bilinmiyordu. Faaliyetlerinin insani yardımla sınırlı olduğu düşünüldüğünden, askerler tarafından genellikle görmezden gelinmiştir. Örgütlerin heterojen yapısı da bunun nedenlerinden biriydi.

Askerlerin organizasyonlarla sağlıklı iletişim kuramamasının nedenlerinden biri de bilgilerin gizli olması nedeniyle askerlerin HDO’larla fazla bilgi paylaşmamasıydı. Öte yandan, HDO’lardan elde edilen bilgiler bazen alakasız görüldüğü için askerler tarafından yeterince önemli görülmemiştir.

Bosna’da siviller ve askerler arasında bir ara yüz oluşmuş ve bir yakınlaşma ortaya çıkmıştır. Bu yakınlaşmanın gelecekteki harekatlarda sık sık ortaya çıkacağı açıktı. Bununla birlikte, bu yakınlaşma çok sınırlı bir çerçevede kalmış ve odak noktası, hızlı ve kısa vadede etki sağlayan insani yardım projeleri olmuştur.

Harekatın başında SAİ ile ilgili bir yönerge veya doktrinin olmaması askerlerin insani yardım faaliyetlerine dahil olmasına yol açan en önemli faktör olmuştur. Aslında OHR sorumluluğunda bir sivil-asker mekanizması oluşturulabilir ve faaliyetlerin çerçevesi belirlenebilirdi, ancak bu mümkün olmamıştır. Harekatın başarılı bir şekilde yürütülmesi için Dayton Antlaşmasında öngörülen üçlü yapı arasında hiçbir zaman bir uyum da sağlanamamıştır. Zirvede meydana gelen bu koordinasyon eksikliği, özellikle IFOR’da taktik seviyeye de yansımış ve sivil görevlere uyum eksikliği nedeniyle sivil çevre ile ilişkiler zayıf kalmıştır.

Askerlerin doğrudan insani yardım faaliyetlerine dahil olmasının bir diğer nedeni de sivil toplum kuruluşlarının durumu olabilir. Operasyon alanında çok sayıda HDO olmasına rağmen yeterli deneyime sahip değillerdi, güvenlik sorunları yaşıyorlardı ve bağışçılarının dikte ettiği faaliyetleri yürütüyorlardı. Uzmanlaşmış sivil yapıların yokluğu, askerleri Dayton Antlaşmasının sivil görevlerinin yerine getirilmesinde inisiyatif almaya zorlamıştır.

Harekata destek veren Batılı ülkeler insani amaçlarla katkıda bulunduklarını belirtseler de bu gerçeği tam olarak yansıtmıyordu. Fransa ve İtalya’nın yeniden inşa faaliyetleri için sözleşmeler yapmak üzere faaliyetlere katkıda bulunduğu iddia edilmektedir. SAİ bunun için eşsiz bir fırsat sağladı. Ülkeler, kaynaklarını ordularının SAİ birimlerine aktararak bayraklarını göstermeye ve destekleyici bir grup oluşturmaya ve böylelikle idari otoriteleri etkilemeye çalışarak nüfusla iyi ilişkiler kurmaya çalıştı.

Sonuç olarak, yaşanan her türlü gelişme ve faaliyete rağmen SAİ savaştan zarar görmüş halka yaklaşma ve insani yardım faaliyetleri ile eş tutulmuştur. İnsani yardım faaliyetleri icra etmek görünürlüğü arttırdığı, ülke tanıtımına katkı sağladığı ve vicdanları rahatlattığı için de oldukça popüler hale gelmiştir. Bu yüzden Bosna’da ortaya çıkan SAİ, asker ve siviller arasında oluşan ara yüzün ve yakınlaşmanın gelecekteki harekatlara nasıl aktarılacağına dair bir ışıktan ziyade, giderek daha fazla bir taktik seviye konusu olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda ülkelerin SAİ unsurları insani yardım faaliyetleri konusunda yarışır hale gelmiştir.

Yine de Bosna örneği, yeni harekât ortamının askeri ve siyasi, ekonomik, insani, tarihi, kültürel ve sosyal durumu değerlendirebilen ve böylece uygun stratejik çerçeveyi oluşturabilen yeteneklerle ilgilenilmesi gerektiğini göstermiştir. Sonraki süreçlerde ortaya çıkan SAİ literatüründe bu konuya önem verilmiştir ancak bu önem dokümanlarda kalmış, insani yardım faaliyetlerinin cazibesi aşılamamıştır. Kosova’da yaşananlar SAİ-insani yardım ilişkisinin devam ettiğini göstermiş diğer yandan ülkelerin SAİ birimleri kurması ve SAİ konusuna önem vermesi bu harekatla gerçekleşmiştir.