Kitap Analizi: Bombing to Win Air Power and Coercion in War – Robert A. Pape

0
49

Kitap Analizi: Bombing to Win Air Power and Coercion in War [1]Robert A. Pape, Bombing to Win Air Power and Coercion in War, 1996, Cornell University Press, Ithaca

Robert A. Pape tarafından 1997 tarihinde yazılan “Bombing to Win Air Power and Coercion in War” başlıklı kitap “neden bazı devletler askeri tehdit ve zorlayıcı saldırılarla karşılaşınca davranışlarını değiştirirken bazıları değiştirmez” sorusuna cevap aramaktadır. Bu çalışmada öncelikle kitabın temel argümanları incelenecek, sonrasında kitaba yönelik getirilen eleştiriler tartışılacaktır.

Pape kitabına “zorlama” (coercion) tanımını kavramsallaştırarak başlamaktadır. Buna göre zorlama, hedef aktörün ulusal güç unsurlarına yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleriyle, hasmın davranışlarını değiştirmesine ve teslim olmasına ikna edilmesidir. Amacı, hedef aktörün siyasi hedeflerine askeri yöntemlerle ulaşamayacağını kabul ettirmektir. Şiddet kullanımını merkeze koyması nedeniyle “Uluslararası İlişkiler teorisinin karanlık yüzü” olarak tanımlanmaktadır.

Zorlayıcı eylemler, “caydırıcılık” (deterrence) literatürü ile yakından ilişkilidir. Hem zorlama hem de caydırıcılık hedef aktörün fayda maliyet analizi yapmasına dayanır. Diğer taraftan caydırıcılık, hedefin statükoyu değiştirecek adımlar atmasının engellenmesi üzerine kurulurken, zorlama ise izlenen hareket tarzının şiddet uygulayarak değiştirilmesini hedeflemektedir (Tablo). Diğer bir deyişle, zorlayıcı saldırılar hedef ülkenin geri adım atmasını amaçlarken, caydırıcı önlemler adımın ilk başta hiç atılmamasını amaçlar. Aslında iki kavram madalyonun farklı yüzleri gibidir. Hedef konumundaki aktör zorlayıcı şiddet planlayan aktörü saldırı başlamadan önce caydırmaya çalışır. Eğer zorlayıcı saldırılar başlamışsa caydırıcılık başarısız olmuştur. (Örnek vermek gerekirse Soğuk Savaş süresince korunan nükleer caydırıcılık başarılı olmuştur çünkü iki süper güç de karşı tarafa yönelik zorlayıcı bir saldırı başlatmamıştır. Diğer taraftan Irak’ın biyolojik ve kimyasal silahlara dayalı caydırıcılığı başarılı olmamış ve zorlayıcı amaçlar içeren Körfez Savaşı başlamıştır. T.Ö.)

 ZorlamaCaydırma
AmaçStatükoyu DeğiştirmekStatükoyu Korumak
YöntemGüç KullanımıGüç Kullanma Tehdidi

Tablo: Zorlama – Caydırma Karşılaştırması

Pape makro düzeyde konvansiyonel ve nükleer zorlama olmak üzere iki ana başlık belirlemiştir. Her iki yöntem de cezalandırma (punishment), risk ve alan hakimiyeti (denial) stratejileri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Pape, kitabın ilerleyen bölümlerinde dördüncü bir strateji olarak suikast (decapitation) yöntemini de eklemektedir (Şema). Cezalandırma sivillerin hedef alınmasıdır. Hükümetin kararlarının bedelini halka ödeterek değişim yaratmayı amaçlar. Risk stratejisi de benzer şekilde sivillerin cezalandırılmasını amaçlar ancak bunu sürece yayar ve baskıyı tedricen arttırır. Bu stratejide zamanlama önemlidir ve baskının giderek artacağı sinyali açıkça verilmelidir. Hedef aktörün de sinyalleri doğru okuması beklenir. Alan hakimiyeti ise doğrudan askeri yapıyı hedef olarak belirler ve muharebe gücünü baskı altına alır. Alan hakimiyeti hedef ülkenin bir coğrafi alanı ele geçirmesini ya da elde tutmasının engellenmesidir. Askeri yöntemlerle direnmenin bir sonuç vermeyeceğinin kabul ettirilmesine dayanır. Zorlama, teslim olmanın maliyeti savaşa devam etmenin maliyetinden daha az ise kabul edilir. Eğer iki maliyet aynıysa ya da teslim olmak daha maliyetliyse zorlama stratejisi başarısız olacaktır.

Şema: Zorlama Stratejileri

Pape’e göre, geleneksel görüş, zorlayıcı saldırıların cezalandırma tarzında olması gerektiğini savunmaktadır. Diğer taraftan istatistiki veriler ışığında konvansiyonel cezalandırma ve risk stratejilerinin başarılı olmadığı görülmektedir. Buna göre konvansiyonel zorlamanın başarılı olması için hedef ülkenin belirli bir arazide alan hakimiyeti kurmasının engellenmesi gerekmektedir. Nükleer zorlama ise konvansiyonelden farklıdır. Çünkü imha gücü sınırsızdır. Bu nedenle başarılı olması için doğrudan sivilleri tehdit etmesi gerekir. Bu nedenle cezalandırma ve risk stratejisi nükleer zorlama kapsamında başarıya ulaşabilir. Diğer taraftan nükleer cezalandırma, hükümet otoritesini ortadan kaldırarak teslim süreci imkansız hale getirebilir ve soykırımdan farksızdır.

Sivilleri hedef alan konvansiyonel cezalandırma stratejisi, doğrudan moral gücü oluşturan toplumun üstünde baskı kurarak, coğrafi (territorial) ülkülerinden vazgeçirmeyi ya da yönetime karşı ayaklanmalarını amaçlar. Başarılı olamamasının birkaç temel nedeni vardır. Pape bu nedenleri:

– Toprak anlaşmazlıkları güçlü ulusal bağlara dayanır. Tarihsel bağlardan kaynaklanan milli hisler baskı uygulayanın değiştiremeyeceği etkenlerdir

– Coğrafya ulusal güvenlik açısından çok önemli bir değişkendir

– Ekonomik ve sivil kayıplar büyük maliyetlerdir. Devletler bu maliyetleri batık maliyet olarak görerek vazgeçmekte zorlanırlar ve geri adım atmamayı tercih eder

– Konvansiyonel mühimmatların verebileceği zarar sınırlıdır

– Şehirlerin boşaltılması ve tesislerin yerlerinin değiştirilmesi gibi önlemler hızlıca gerçekleştirilebilir

– Halk hükümetten ziyade saldırgana karşı tepki duyar

– Cezalandırma muhalefeti güçlendirmez

şeklinde sıralamaktadır. Risk stratejileri cezalandırmadan da daha başarısızdır. Bunun en önemli nedeni toplumun sinyalleri iyi okuyamamasıdır. Pape tam bu noktada doğru stratejinin alan hakimiyetine odaklanması gerektiğini savunmaktadır. Buna göre başarılı bir halk ayaklanmasının başlatılması için bile ordunun hükümete olan güveninin sarsılması gereklidir. Bu da ordunun muharebe alanında engellenmesi ile olur.

Pape kitabın ilerleyen bölümlerinde alan hakimiyeti stratejisine bir parantez açarak bu başlığı konvansiyonel (mechanized/conventional) ve konvansiyonel olmayan (guerilla/unconventional) şeklinde ikiye ayırmaktadır. Konvansiyonel alan hakimiyeti sonuç alıcı muharebe aramakta, gerilla ise halk desteğini kazanmayı amaçlamaktadır. Başarılı bir hakimiyet için her ikisi farklı yöntemler izlemelidir. Konvansiyonel hakimiyetin engellenmesi için hedefin  operasyonel seviyede bulunan lojistik hatlarının ve iletişim kanallarının kesilmesi gereklidir. Gerilla için ise önemli olan husus lojistik değil, halkla olan irtibattır. Alan hakimiyetinin engellenmesi için gerilla ile halk arasındaki irtibat kesilmelidir. Pape’e göre bunun en kolay yolu köylerin boşaltılması ve doğrudan gerilla unsurlarının hedef alınmasıdır.

Pape’in çalışmasına yönelik eleştirilere tam da bu noktadan başlanılabilecektir. Pape, gerilla birlikleri ile halk arasındaki irtibatın kesilmesini savunmakta ancak gerillanın operasyonel seviyede hedef olabilecek güç unsuru bulunmadığını belirtmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, Pape halk desteği ile lojistik ihtiyaçları farklı kavramlar olarak değerlendirmektedir. Bu yanlış bir sınıflandırmadır. Gerilla literatüründe halk potansiyel kadro havuzu ve lojistik kaynak olarak görülmektedir. Halkla gerilla arasındaki irtibatın kesilmesi ve bu bağlantıyı kuran milis yapılanmasının işlevsiz hale getirilmesi için alan hakimiyetinin sağlanması gereklidir. Taktik seviyedeki gerilla birlikleri ile operasyonel seviyedeki milis unsurları eşgüdüm içerisinde hedef alınmalıdır. Bu unsurlar alan hakimiyeti sağlayarak ve hedef odaklı harekatlar yaparak belirli zaman ve konumda sabitlendikten sonra etkisiz hale (kill/capture) getirilmelidir. Bu yöntemin gerilla literatüründe yeri vardır ve adı tüketme stratejidir. Bu stratejide, örgütün orta ve alt kademe kadroları imha edilerek örgüt hareketsiz hale getirilir. Kitapta da farklı paragraflarda hem gerillaya verilen halk desteğinin kesilmesi gerektiğini savunmakta hem de örgütün fiziki olarak tüketilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Doğru olan yaklaşım budur, ancak kitapta iyi kurgulanamamıştır.

Pape’in görüşlerine yönelik en güçlü eleştiri suikast stratejisi hakkındaki iddiaları nedeniyle getirilmektedir. Bunun nedeni Pape’in diğer hava odaklı yaklaşımları suikast stratejisine sıkışmakla suçlamasıdır. Özellikle Askeri Alanda Devrim literatürünün merkezinde yer alan hassas hedefleme modelini eleştirmektedir. Buna göre hassas hedefleme stratejik seviyede zorlayıcı etki yaratmaz ve “zor dış politika sorunları için ucuz bir çözüm” değildir. Körfez Savaşı’nda bu görülmüştür. Buna göre Saddam Hüseyin’in Kuveyt’ten çekilmesinin nedeni Bağdat’a atılan bombalar değil, Irak ordusunun alan hakimiyetini kırmak amacıyla yürütülen harekattır. Pape kitabına yönelik en büyük eleştirileri de bu noktada almaktadır. Warden, stratejik bombardımanın hassas hedefleme sayesinde çok daha güçlendiğini savunmaktadır. Stratejik bombardıman olarak adlandırılan yapının amacının sivillerin cezalandırılması olmadığı, siyasi amaçlar için sivillerin bilinçli olarak öldürülmesinin zaten ahlaki de görülmediğini savunmaktadır.[2]John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.188. Warden ayrıca Pape’in stratejik bombardıman konusunu yanlış anladığını ve kendisinin suikastı değil “paralel saldırıyı” amaçladığını belirtmektedir.[3]John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.173-175. Bu çerçevede ABD Hava Kuvvetlerinin Körfez Savaşı’ndaki amacının, Saddam’ın Kuveyt’ten çıkması kadar, Irak’ın sahip olduğu stratejik altyapının da ortadan kaldırılması olduğuna dikkat çekmektedir.[4]John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.186 Mueller’da, kitabın cezalandırma ve alan hakimiyetini birleştiren hibrit senaryoları içermediğini vurgulayarak paralel saldırı kavramını desteklemektedir. [5]Karl Mueller, Strategies of Coercion: Denial, Punishment, and the Future of Air Power, Security Studies, 1998, 7:3, 182-228, s.190.

Pape’e yönelik yapılan bir diğer eleştiri de alan hakimiyeti kavramını çok geniş tutması üzerinedir. Eleştirilerin ortak noktası muharebe gücünü araçtan ziyade amaç olarak görerek, Clausewitz tarzını yansıtması ve taktik seviyeye hapsolmasıdır.[6]John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.191 Biddle’a göre, Pape’in geniş kavramsallaştırmasında neredeyse soykırım benzeri olmayan bütün savaşlar zorlama unsurudur. 21. yüzyıldaki bütün savaşlar zaten askeri hedeflere yönelik saldırıyı (alan hakimiyeti) içermektedir.[7]Stephen Biddle, Why You Can’t Get a Lot for a Little, Mershon International Studies Review, 1997, 41/1, ss.113-116, s.115. Mueller da bütün savaşların zorlamayı amaçladığını vurgulamaktadır. [8]Karl Mueller, Strategies of Coercion: Denial, Punishment, and the Future of Air Power, Security Studies, 1998, 7:3, 182-228, s.184

Pape’in bu eleştirilere cevabı zorlamanın kaba güç (brute force) olmadığıdır. Zorlamada amaç, hedef ülkenin direncinin hızlı bir şekilde kırılarak davranışlarını değiştirmeye ikna edilmesi ve bir tüketme savaşına girilmesinin engellenmesidir. Pape’in teorik çerçevesinde başarılı bir alan hakimiyeti stratejisi ile askeri zafer arasında çok ince bir sınır vardır. Kaba güç muharebe sahasında düşman birliklerini bozguna uğratarak hasmına siyasi taleplerini kabul ettirmektir. Zorlama ise tam aksine hasmın muharebe gücünü imha etmeye gerek kalmadan talepleri kabul ettirmektir. Aynı hedefe daha kısa ve kansız biçimde ulaşmayı hedefler.  Hasmı muharebe gücü ayaktayken teslim olmaya zorlamak, büyük bir alan hakimiyeti başarısıdır. Askeri hezimete çok yaklaşmışken teslim olmak küçük bir başarıdır. Eğer hasım ancak muharebe gücü ortadan aldırıldıktan sonra teslim oluyorsa bu zorlama stratejisinin başarılı olmadığını göstermektedir.

Pape’in eleştirilebileceği bir diğer nokta da, kara ve deniz gücünü göz ardı etmesi ve cezalandırıcı etkilerinin bulunmadığını savunmasıdır. Pape, geçmiş dönemlerde deniz ve kara gücünün zorlama unsuru olarak kullanılabildiğini belirtmektedir. Buna göre kara gücü orta çağda önemli bir cezalandırma aracıdır. Kale kuşatmaları, yağma ve talan çok yaygındır. Diğer taraftan kara gücü günümüzde neredeyse sadece alan hakimiyet kurmaktadır. Ateş gücündeki ilerleme nedeniyle kale duvarlarının anlamı kalmamış ve sonuç alıcı muharebelerin değeri artmıştır. Cephe hattında başarılı olmadan şehirlere girerek cezalandırma yapmak mümkün değildir. Deniz gücü ise en zayıf baskı unsurudur. Geçmiş dönemlerde “gunbot” diplomasisi şeklinde uygulanmıştır. Başarılı olabilmesi için hasmın deniz ticaretine çok bağlı olması gereklidir. [9]Robert A. Pape, Bombing to Win Air Power and Coercion in War, 1996, Cornell University Press, Ithaca, s.39-42 Pape’in haklı olduğu noktalar bulunmaktadır. Hava gücü zaman ve mekan faktörünü aşan çok önemli bir kuvvet çarpanı haline gelmiştir. Diğer taraftan konu zorlama stratejileri ise, ayrım bu kadar kati değildir. Öncelikle cezalandırmanın kara unsurları vasıtasıyla da yürütüldüğü görülmektedir. Kara konuşlu ateş gücü unsurlarının maliyeti çok daha azdır ve mesafe sorunu yoksa cezalandırma amaçlı olarak kullanılabilmektedir. Özellikle Grozni ve Halep de şehrin boşaltılması için kara ateş destek unsurları yoğun olarak kullanılmıştır. Ayıca konvansiyonel savunma için günümüzde şehirlerin sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bu nedenle alan hakimiyeti ile cezalandırma iç içe geçmiştir. İkinci olarak Pape alan hakimiyeti stratejisinde önemli bir araç olan uçak gemilerini ve savaş gemilerini de ikinci plana atmaktadır. Uçak gemileri ve seyir füzesi taşıyan gemiler sahip oldukları ateş gücü ile halen çok önemli bir zorlama unsuru durumundadırlar.

Sonuç olarak, Pape’in kitabının eleştirilebilecek yanları olsa da organize şiddet literatürüne çok önemli bir katkı yaptığı ortadadır. Zorlama faaliyeti, farklı aktörlerin eylem amaç ve yöntemlerini araştıran çok zengin bir alandır. Zorlama kavramının kolaylıkla taktik ve stratejik şiddet eylemlerini açıklama için kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Zorlama amaçlı şiddet eylemlerinin, hedef aktörün stratejik gücünü oluşturan halkın ve taktik gücünü oluşturan silahlı organizasyonun direncinin kırılması amacıyla kullanılması, terörizm literatürü ile de yakından ilişkilidir.

 

References

1Robert A. Pape, Bombing to Win Air Power and Coercion in War, 1996, Cornell University Press, Ithaca
2John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.188.
3John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.173-175.
4John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.186
5Karl Mueller, Strategies of Coercion: Denial, Punishment, and the Future of Air Power, Security Studies, 1998, 7:3, 182-228, s.190.
6John A. Warden III, Success in Modern War: A Response to Robert Pape’s Bombing to Win, Security Studies, 1997, 7:2, 172-190, s.191
7Stephen Biddle, Why You Can’t Get a Lot for a Little, Mershon International Studies Review, 1997, 41/1, ss.113-116, s.115.
8Karl Mueller, Strategies of Coercion: Denial, Punishment, and the Future of Air Power, Security Studies, 1998, 7:3, 182-228, s.184
9Robert A. Pape, Bombing to Win Air Power and Coercion in War, 1996, Cornell University Press, Ithaca, s.39-42